14 Mart 2017 Salı

Zaman ve Takvim



ESKİ AY ADLARI


Eskiden bugün kullandığımız ay adları kullanılmıyordu. Bugün kullandığımız Miladi Takvimdeki ay adlarının yerine Rumi Takvimdeki ay adları kullanılıyordu. Rumi Takvimdeki aylar, Miladi Takvimdeki aylardan 13 gün sonra başlamaktadır. Miladi ayın 14. günü olunca, Rumi ayın 1. günü olur.  Eskiden kullanılan ay adları ve bugün kullanılan karşılıkları:


 ESKİ AY ADLARI ve KARŞILIĞI
AY ADIBAŞLAMA TARİHİBİTİŞ TARİHİ
1- Zemheri14 Ocak13 Şubat
2- Gücük14 Şubat13 Mart
3- Mart14 Mart13 Nisan
4- Abrul14 Nisan13 Mayıs
5- Mayıs14 Mayıs13 Haziran
6- Kiraz14 Haziran13 Temmuz
7- Orak14 Temmuz13 Ağustos
8- Ağustos14 Ağustos13 Eylül
9- İlkgüz14 Eylül13 Ekim
10-Ortagüz14 Ekim13 Kasım
11-Songüz14 Kasım13 Aralık
12-Karakış14 Aralık13 Ocak
 
ESKİ MEVSİMLER:


Rumi Takvime göre iki mevsim vardı.
  1. Kasım Günleri (Kış Günleri) : Kasım günleri, 8 Kasım’da başlayıp ve Hıdrelleze kadar yani 5 Mayıs akşamına kadar süren dönemdir. Bu 179 günlük süre kış mevsimidir.
  2. Hızır Günleri (Yaz Günleri) : Hızır günleri ise 6 Mayıs’ta başlar, 7 Kasım’a akşamına kadar olan süredir. Bu süre de yaz mevsimidir. Toplam 185 (186) gündür.
 Kış ikiye ayrılır:
  • Erbain (40 Gün): 22 Aralık - 31 Ocak 
  • Hamsin (50 Gün): 1 Şubat - 21 Mart
CEMRELER: 
İlkbahardan önce birer hafta arayla cemrelerin düştüğüne inanılır. Cemre ateş parçası demektir. Cemreler havaların ısınmaya başladığının ve kışın soğuk günlerini geride bırakmak üzere olduğumuzun, baharın gelmeye başladığının habercisidir. 180 gün süren Kasım (Kış) mevsiminin 100. gününden sonra görülen sıcaklık yükselmeleridir. 
1. Cemre Havaya : Birinci cemre; Kasım’ın 105’inde, Rumi Gücük ayının 7'sinde, Miladi 20 Şubat’ta havaya düşünce hava ısınmaya başlar.
2. Cemre Suya: İkinci cemre; Kasımın 112’sinde, Rumi Gücük ayının 14'ünde, Miladi 27 Şubat’ta suya düşünce su ısınmaya başlar.
3. Cemre Toprağa: Üçüncü cemre; Kasımın 119’unda, Rumi Gücük ayının 21'inde 6 Mart'ta toprağa düşünce toprak ısınmaya başlar.




ZAMAN VE TAKVİM

TAKVİM NEDİR?:
Takvim zamanı günlere, aylara, yıllara bölme metodudur.
 NOT: İnsanlar zamanı ölçerken ölçü aracı olarak Güneşi ve Ay'ı kullanmışlardır.

AÇIKLAMA: Güneşi kullananlar dünyanın güneş etrafında bir tam dönüşünü esas almışlardır. (365 gün 6 saat) Bu şekilde oluşturulan takvimlere GÜNEŞ TAKVİMİ diyoruz. Ay'ı kullananlar ise Ayın Dünya etrafında 12 kez dönmesini (12 x 29.5 =354) esas almışlardır. Bu şekilde oluşturulan takvimlere AY TAKVİMİ diyoruz.

NOT: Tarihte ilk GÜNEŞ TAKVİMİ'ni MISIRLILAR, ilk AY TAKVİMİ'ni SÜMERLER oluşturmuşlardır.
AÇIKLAMA:  Her toplum kendi takvimini oluştururken kendileri için önemli saydıkları bir günü BAŞLANGIÇ olarak kullanmışlardır. Örnek: Romalılar Roma'nın kuruluşunu, Müslümanlar Hicreti, Hırıstiyanlar Hz.İsa'nın doğumunu gibi...

TÜRKLERİN KULLANDIKLARI TAKVİMLER:
  1. 12 HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ: Türklerin kullandığı en eski takvimdir. Güneş yılını esas alır. Bu takvimde her yıl bir hayvan adıyla anılıyordu.
  2. CELALİ TAKVİM: Büyük Selçuklular zamanında Melikşah tarafından hazırlatılan bu takvim güneş yılına göre hazırlanmıştı.
  3. HİCRİ(HİCRET) TAKVİMİ: Ay yılını esas alır. Başlangıç olarak Hz. Muhammed'in Mekkeden Medine'ye hicret ettiği 622 yılını alır. Bugün Ramazan, mevlidler gibi dini günlerde bu takvimi kullanmaktayız.
  4. RUMİ TAKVİM: Osmanlı devletinde resmi ve mali işlerde kullanılmak üzere 19. yüzyıl başlarından itibaren yürürlüğe giren takvimdir. Güneş Yılını esas alır.
  5. MİLADİ(MİLAT) TAKVİMİ: 1926' dan itibaren kullandığımız takvimdir. Güneş yılını esas alır. Temeli Mısırlılar'a dayanır. İyon ve Yunanlılar kanalıyla Batıta aktarılmıştır. Romalılar Sezar zamanında JULYEN takvimi olarak düzenlemiş ve kullanmışlardır. Yeniçağda Papa XII.Gregor tarafından yeniden yapılan düzenlemelerle GREGORYAN TAKVİMİ olarak anılmıştır. Günümüzde ise Milat takvimi denilmektedir. Milat takvimi Hz. İsa'nın doğuşunu(sıfır) kronolojinin başlangıcı olarak kabul eder.
 
HİCRİ TAKVİM Hicri Takvim Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir. Hicri Takvim; Hicri Şemsi ve Hicri Kameri Takvim olmak üzere ikiye ayrılır:

Hz. Muhammed, safer ayının 27.günü Hz. Ebubekir ile birlikte Medine'ye hicret etmek üzere Mekke'den ayrılmış, 4 gece Sevr Mağarası'nda kalmış. 1 Rebiülevvel Pazartesi günü Sevr Mağarasından Medine'ye doğru yola çıkmışlardır. 8 Rebiülevvel / 20 Eylül 622 Pazartesi günü Kuba Köyü'ne gelmiş, burada Kuba Mescidi'ni inşa etmiş ve 12 Rebiülevvel Cuma günü Medine'ye doğru hareket etmişlerdir.

1- Hz. Muhammed'in Kuba'ya geliş günü olan 20 Eylül 622 tarihini, Hicri sene başlangıcı olarak kabul eden ve dünyanın güneş etrafındaki dolanımını esas alan takvim sistemine Hicri Şemsi Takvim denilmektedir.

2 -İslamiyet'ten önce, her önemli olay tarih başlangıcı olarak kabul edilirmiş. En son Fil Vakası da takvim başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Bu uygulamada seneler, her önemli olaya göre sayılarak geldiğinden birçok karışıklıklara sebep oluyordu. Hz. Ömer zamanında Hicret'in 17. yılında alınan bir kararla Hicret'in olduğu sene Hicri Takvim'in 1. yılı ve o yılın muharrem ayı da Hicri Kameri Takvim'in yılbaşısı kabul edilmek suretiyle, o yıl 1 Muharrem'in rastladığı 16 Temmuz 622 tarihi de Hicri Kameri Takvim'in başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Biz bunu Hicri Kameri Takvim değil, Hicri Takvim olarak bilmekteyiz.

Hicri Kameri Takvim'de aylar; muharrem, safer, rebiülevvel, rebiülahir, cemaziyelevvel, cemaziyelahir, recep, şaban, ramazan, şevval, zilkade ve zilhicce şeklinde sıralanırlar.

Hicri takvimlerde de, miladi takvimlerde olduğu gibi artık yıllar mevcuttur. 30 yılda yaklaşık 11 günlük bir gerileme yapmaktadırlar. Bu gerilemeyi düzeltmek için 30 yıllık dönemlerin 2, 5, 7, 10, 13, 15, 18, 21, 24, 26 ve 29 yılları 355 gün, diğer yıllar ise 354 gündür.

Ay, dünya etrafında 12 defa döndüğü zaman bir kameri sene olur ve 354.367 gündür (354 gün 8 saat 48 dakika 34.68 saniyedir). Dünya, güneş etrafında 1 defa döndüğü zaman da bir miladi sene olur ve 365.2422 gündür.

Hicri yıl miladi yıldan ( 365.2422 - 354.367 =) 10.8752 gün daha kısa olduğundan aylar bazen 29. bazen de 30 gün çekmektedir.

MİLADİ TAKVİM
Günümüzde uluslararası takvim olarak kullanılan Miladi Takvim'in aslı Roma Takvimi'ne dayanmaktadır. Bu takvim sistemi de günümüze gelinceye kadar iyileştirilerek birkaç dönemden geçmiştir.
* Başlangıçta bir yılda; 4'ü 31 gün ve 6'sı da 30 gün olmak üzere 10 ay ve 304 günü olan bir takvim kullanılmaya başlanmıştır.
* M.Ö.VII. Yüzyılda Roma İmparatorluğu'nda Numa Pompilius zamanında ayın dünyanın etrafında dolanımını esas alan ve yeni ayın doğuşu ile beraber başlayan 12 aylık ve 354 günlük ay takvimine geçilmiştir. Bu takvim sistemi ile mevsimler arasındaki uyumsuzluğu gidermek için iki yılda bir 22 şubat ile 23 şubatın arasına, 22 (artık yıllarda 23) günlük mercedonius adıyla 13. yeni bir ay eklemişlerdir. Bir yıl ortalama 365, artık yıllarda ise 366 gün oluyordu.
Mevsimler arasında uyum sağlamak için de 33 ve 34 günlük iki ay, kasım ve aralık aylarının arasına eklenmiştir. Daha önce şubatın 22 sinden sonra eklenen 22 (23) günlük mercedonius ayıyla beraber bir yıl 455 (artık yıllarda 456) güne çıkarılmış, Bu nedenle M.Ö. 46 yılına "karışık yıl" denilmiştir. Bu karışık yıldan sonra ilk baharın başlangıcı 25 mart olarak tespit edildi ve yılın başlangıcı da 1 marttan 1 ocak gününe alınmıştır.
* Roma Kralı Julius Sezar; İskenderiyeli astronom Sosigenes'in tavsiyelerine uyarak M.Ö.45 yılında; dünyanın güneş etrafında dolanımını esas alan 365.25 günlük takvim sistemini uygun görmüş ve 4'e bölünebilen artık yıllar 366, diğerleri ise 365 günden oluşan normal yıl, ocak ayı da yılbaşı olarak kabul edilmiştir. Yıl 12 ay olacak, ay süreleri ocaktan başlayarak 31, 28 (29),31,30,31,30,31,31,30,31,30 ve 31 gün alınacaktır. Julius Sezar adına ithafen de Jülyen Takvimi denilmiştir.
Julius Sezar'ın öldürülmesinden sonra, takvimde yaptığı ıslahat sekteye uğramış, bu düzenlemeleri yapan Pontifeksler 4 yılda bir artık yıl yerine, 3 yılda bir artık yıl uygulamaya başlamışlardır. Böylelikle 36 yılda 9 yerine 12 artık yıl eklenmiş oluyordu. M.Ö. VIII. yılda Augustus bu kaymayı düzeltmek için 12 yıl süreyle artık yılın uygulamasını durdurmuş, M.S. 5. yıldan itibaren Jülyen Takvim Reformu düzenli olarak uygulamaya konulmuştur. Bu tarihten önceki 50 yıla da "yanlış Jülyen yılları" denilmiştir.



HİCRİ TAKVİMLE MİLADİ TAKVİM ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?
  1. Hicri Takvim AY yılını, Miladi Takvim GÜNEŞ yılını esas alır. Bu yüzden ikisi arasında 11 gün fark vardır.
  2. Başlangıç tarihleri farklıdır. Hicri Takvimde başlangıç tarihi Hazreti Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicret ettiği tarih olan 622 yılıdır. Miladi Takvimde ise başlangıç Hz. İsa'nın doğum tarihi 0 yılıdır.
HİCRİ TAKVİMDE AY ADLARI:
  1. Muharrem
  2. Safer
  3. Rebiyülevvel
  4. Rebiyülâhir
  5. Cemaziyülevvel
  6. Cemaziyülâhir
  7. Recep
  8. Şaban
  9. Ramazan
  10. Şevval
  11. Zilkade
  12. Zilhicce
GREGORYEN TAKVİMİ* Bir yıl 365.2422 gün olduğu halde, Jülyen Takviminde bir yıl 365.25 gün olarak alındığından, Jülyen yılından 0.0078 gün daha kısa olduğundan ve 400 yılda 3 gün geri kaldığından dolayı mevsimler arasında meydana gelen uyumsuzluğu gidermek amacıyla M.S. 1582 yılında Papa XIII. Gregoris, Jülyen Takvimi'nde reform yapılmasını emretti. Yapılan reform neticesinde alınan kararlar:

1 - M.S. 325 yılında toplanan İznik Konili'nde 1582 yılına kadar 1257 yıl içerisinde Jülyen Takvimi yaklaşık 10 gün geri kaldığından, 4 ekim gününü takip eden gün 5 ekim değil, 15 ekim olarak uygulanması.

2 - Son iki rakamı "00" ile biten yıllardan 400'e tam olarak bölünebilen yılların (1600, 2000 gibi) artık yıl olarak, 1700, 1800 ve 1900 gibi son iki rakamı "00" ile biten ancak 400'e tam olarak bölünemeyen yılların da normal yıl olarak kabul edilmesi. Açıklama: Sonu "00" ile bitmeyen ve 4'e kalansız bölünebilen tüm yıllar artık yıldır. Sonu "00" ile biten yıllar (yani yüzüncü yıllar) ise ve eğer 400'e bölünebiliyorlarsa onlar da artık yıldır. Örneğin; 1700 - 1800 - 1900 yılları artık yıl değilken, 2000 yılı artık yıldır.

3 - Hz. İsa'nın doğum gününün tarih başlangıcı olarak alınması.

Gregoryen Takvimi'ne göre bir yılın ortalama süresi 365.2425 gündür. Bir dönencel yıl ise 365.2422 gündür. Aradaki 0.0003 gün 1582'den beri biriken hataların sonucu olarak 4317 yılda 1 gün fazla olacaktır.

Gregoryen takvimindeki; mart, mayıs ve ağustos ay adları Roma, şubat, nisan, haziran, temmuz ve eylül ay adları Süryani, ekim, kasım, aralık ve ocak ay adları ise Türkçe kökenlidir.
MİLADİ TAKVİMİN UYGULAMA KRONOLOJİSİ 1577 Gregoryen Takvimi çalışmaları başlamıştır.
15 Ekim 1582 Papanın emriyle 5 Ekim tarihi, 15 Ekim olarak değiştirilmiştir.
ÇEŞİTLİ ÜLKELERİN GREGORYEN TAKVİMİNİ KABUL TARİHLERİ 20 Aralık 1582 Fransa'da 10 Aralık tarihinin 20 Aralık olarak değiştirilmesi.
1582 Danimarka'da kullanılmaya başlanması.
1582 Hollanda'nın Katolik kesiminde kullanılmaya başlanması.
1584 Almanya'nın Katolik devletlerinde kullanılmaya başlanması.
1586 Polonya'da kullanılmaya başlanması.
1587 Macaristan'da kullanılmaya başlanması.
1682 Fransa idaresine giren Strozbourg ve Alsace'de kullanılmaya başlanması.
1700 Protestan Almanya ve Hollanda'da kullanılmaya başlanması.
1701 İsviçre'nin Protestan kantonlarında kullanılmaya başlanması.
1752 İngiltere'de 3 Eylül tarihini takip eden günün 14 Eylül olarak kullanılmaya başlanması.
1 Mart 1753 İsveç'te kullanılmaya başlanması.
1782 İrlanda'da kullanılmaya başlanması.
1873 Japonya takviminin Gregoryen esasına göre ıslah edilmesi
1912 Çin'de kullanılmaya başlanması.
1916 Bulgaristan'da kullanılmaya başlanması.
1917 Türkiye'de 15 Şubat tarihini takip eden günün 1 Mart olarak kullanılmaya başlanması.
14 Şubat 1918 Sovyetler Birliği'nde kullanılmaya başlanması.
1 Mart 1914 Yunanistan ve Romanya'da kullanılmaya başlanması.
4 Ağustos 1924 Ürdün'de kullanılmaya başlanması.
26 Aralık 1926 Türkiye'de kullanılmaya başlanması.

RUMİ TAKVİM
Rumi Takvim; Miladi 1840 - Hicri 1256 yılına kadar Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan 354.367 günlük Kameri Takvim sistemi üzerine, Miladi 1840 - Hicri 1256 yılından itibaren de dünyanın güneş etrafında dolanımını esas alan 365.2422 günlük Şemsi Takvim sistemi üzerine kurulmuş karma bir takvim sistemidir.

Rumi Takvim, hukuken yürürlükten kalkmış olmasına rağmen kamuoyu bakımından oldukça hassas bir konu olmuştur. Halk arasında Rumi Takvim'in yegane önemli tarafı; doğum günlerinin miladi takvime göre tekabülleri ve yaş hesaplamaları ile birlikte, eskiden beri onlar için ne zamanda ne olacak ve ne zaman ne yapılacak ölçüsüdür. Çiftçinin ölçekleri ayrı, meteorolojik olayları takip edenlerin ölçüsü ayrıdır. Hatta Katolikler'in bazı yortuları bile bu eski Rumi günlere göre uygulanmaktadır. Toplumu teşkil eden fertler, daima içinde yaşadığı sosyal çevrenin tesiri altında bulunmaktadır. İtikatlarında, adetlerinde düşüncelerinde ve hislerinde özgürlüğe sahip değillerdir. Atalarından gelen kurallara uymamayı akıllarından bile geçirmezler. Taklit ile hareket etmenin kolay ve hayattaki zorlukları bertaraf etme sebebi ve atalarına hürmet duyguları da bu tabaka arasında teamuli kaideleri uygulamayı devamlı olarak takviye etmektedir.

Bu sebeplerle hukuken terkedilmiş bulunan Rumi Takvim'in teamuli olarak devam ettirilmesindeki ihtiyacı ile bütün takvimlerde Rumi tarihe de bir yer verilmiştir.

Osmanlı Devletinde:
* 1677 yılında Baş Defterdar Hasan Paşa'nın (vefatı 1684) teklifi üzerine 33 senede 1 sene atlanmak suretiyle Kameri Takvim ile Şemsi Takvim arasındaki farkı dikkate alarak, mali kayıtların buna göre düzeltilmesini istenmiştir.

* 1740 yılında Defterdar Atıf Efendi'nin (vefatı 1742) teklifi üzerine Hicri 1152 yılından itibaren maaşların ve vazifelerin muharremden değil de marttan itibaren esas alınmasını istemesiyle maaş ve vazifelerin buna göre düzeltilmesi istenmiştir. Bu tarihten itibaren mali yılbaşı mart ayı olmuştur.

* 1794 yılında Defterdar Moralı Osman Efendi'nin (vefatı 1818) tefavütlerin (hicri yıl ile mali yıl arasındaki farktan meydana gelen gelir farklılıklarının) hesabının devlet hazinesine yük olmamasını sağlayan teklifinin kabulü ile mali seneye dayanan sarfiyat (harcama) ve tediyat (ödeme) şeklinin tatbik sahasının genişletilmesi istenmiştir.

* 1677 yılından Miladi 13 Mart 1840 - Rumi 1 Mart 1256 tarihine kadar yalnız mali muamelatta kullanılan Jülyen Takvim esaslı Şemsi Takvim'in bu tarihten itibaren resmi muamelatta da kullanılmaya başlanmasıyla Rumi Mali Takvim adını almıştır.

* 8 Şubat 1332 tarih ve 125 sayılı kanunla Jülyen Takvim esaslı Rumi Takvim yürürlükten kaldırılarak, Gregoryen Takvimi'ne geçilmiştir.

125 sayılı Kanunun uygulaması söyle olmuştur:
a) 15 Şubat 1332 tarihini 1 Mart 1333 (miladi 1917 yılı) günü takip etmiş, böylece tarihten 13 gün silinerek gün sayısındaki hata düzeltilmiştir (sıfırlanmıştır).

b) 1333 Rumi yılı teknik sebeple 1 Mart'tan başlamakla beraber 10 ay devam ederek, 31 Kanunievvel (Aralık) 1333 (miladi 1917) günü sona ermiş ve 1 Kanunusani (Ocak) 1334 =1 Kanunusani (Ocak) 1918 olarak başlatılmıştır. 1840 yılından beri Jülyen usulüne göre yürüyen mali ve resmi muamelattaki tarihi kayıtlar, 1918 tarihinden itibaren Gregoryen usulüne göre devam ettirilmiş ve yılbaşı 1 Ocak tarihine alınmıştır. 1334 Rumi (1918 Miladi) yılından itibaren, Rumi ve Miladi takvimlerdeki ay ve gün farkı kalmamış aynı olmuştur. Artık sadece sene farkı vardır (584 yıl).

* 26 Kanunievvel (Aralık) 1341 tarih ve 698 sayılı Kanunla Rumi Takvim mebdei olan 1300'lü seneler terk edilip uluslararası (miladi) takvim mebdei olan 1900'lü seneler kabul edilerek Rumi Takvim tamamen yürürlükten kaldırılmış, 1341 senesi Kanunievvel'inin 31 gününü takip eden gün 1926 senesinin Kanunusani'sinin 1. günü kabul edilmek suretiyle uluslararası takvim sistemine geçilmiştir.

* 10 Ocak 1945 tarih ve 4696 sayılı Kanunla da teşrinievvel, teşrinisani, kanunuevvel ve kanunusani aylarının adları ekim, kasım, aralık ve ocak olarak değiştirilmiştir.







Rumi Takvimde Aylar
AyMalî Yıl olarakTürkçeOsmanlıcaGünNotlar
1Onbirinci AyKânûn-ı Sânîكانون الثاني31İkinci Kânûn
2Onikinci AyŞubatشباط28 
3Birinci AyMartمارت31 
4İkinci AyNisanنيسان30 
5Üçüncü AyMayısمايس31 
6Dördüncü AyHaziranحزيران30 
7Beşinci AyTemmuzتموز31 
8Altıncı AyAğustosأغسطس31 
9Yedinci AyEylülأيلول30 
10Sekizinci AYTeşrin-i Evvelتشرين الاول31İlk Teşrin
11Dokuzuncu AyTeşrin-i Sânîتشرين الثاني30İkinci Teşrin
12Onuncu AyKânûn-ı Evvelكانون الاول31İlk Kânûn

TARİH ÇEVİRME
HİCRİ YILIN MİLADİ YILA ÇEVRİLMESİ
Hicri yılı 33'e bölünüz. 1420 : 33 = 43.03 (=43) (A sayısı)
A sayısını hicri yıldan çıkarınız. 1420 - 43 = 1377 (B sayısı)
B sayısını 622 ile toplayınız. 1377 + 622 = 1999
SORU: Hicri 1340 yılını Miladiye çeviriniz.
              Hicri=1340     Miladi=?
          1340 ÷  32 =  40,6 (Yaklaşık 41)

          1340 - 41 =  1299

          1299 + 622=  1921
MİLADİ YILIN HİCRİ YILA ÇEVRİLMESİ Miladi yıldan 621 rakamını çıkarınız. 1999 - 621 = 1378 (A sayısı)
A sayısını 33'e bölünüz. 1378 : 33 = 41.75 (=42) (B sayısı)
A sayısını B sayısı ile toplayınız. 1378 + 42 = 1420
SORU: Miladi 1998 yılını Hicri takvime çeviriniz.
          Miladi=1998    Hicri=?

         1998 - 622 = 1376       1376 ÷ 33  = 41,7 (yaklaşık 42)    1376 +42   = 1418

MİLADİ YILIN RUMİ YILA - RUMİ YILIN MİLADİ YILA ÇEVRİLMESİ
1 Kanunusani (Ocak) 1334 = 1 Kanunusani (Ocak) 1918 olarak yılbaşı eşitlenmiştir. Bu tarihten önceki tarihlerin hesaplanmasında yılbaşına dikkat edilmesi gerekmektedir. Rumi Takvim'de yılbaşı mart ayıdır. Miladi Takvim'de ise yılbaşı ocak ayıdır. Hesap yapılırken, Rumi Takvim'de mart ayı 1.ay, ocak ayı 11.ay ve şubat ayı da 12. ay olarak hesaplanır.
a) Rumi 1 Mart 1256 - 15 Şubat 1332 (Miladi 13 Mart 1840 - 28 Şubat 1917) tarihleri arasındaki tarih dönüşümleri için;
1-Miladi tarihin Rumi tarihe çevrilmesi:
Miladi tarih eğer ocak veya şubat aylarında bir tarih ise, yıl kısmından 585 rakamı (diğer aylar için 584 rakamı) çıkarılır. Ay kısmından da 13 rakamı çıkarılır ve Rumi tarih bulunur.

2-Rumi tarihin Miladi tarihe çevrilmesi:
Rumi tarih eğer ocak veya şubat aylarında bir tarih ise, yıl kısmına 585 rakamı (diğer aylar için 584 rakamı) eklenir. Ay kısmına da 13 rakamı eklenir ve Miladi tarih bulunur.

b) Rumi 1 Mart 1333 - 31 Kanunievvel 1341 (Miladi 1 Mart 1917 - 31 Aralık 1925) tarihleri arasındaki tarih dönüşümleri için;
Miladi yıldan 584 rakamı çıkarılırsa Rumi tarih,
Rumi yıla 584 rakamı eklenirse Miladi tarih bulunur. Ay ve gün farkı yoktur, isimleri aynıdır.

SORU: Rumi 31 Mart 1325 , Miladi=?

      31 Mart 1325
   +  13       584          İki takvim arasında 13 gün
   ______________      584 yıl fark vardır.
      13 Nisan 1909
  

SORU: Miladi 29 Ekim 1923 , Rumi=?

      29 Ekim 1923
   -  13       584
_______________
      16 Ekim 1339

OTOMATİK TARİH ÇEVİRME Tarih çevirme işlemini  "Tarih Çevirme Kılavuzu" aracılığı ile otomatik olarak yapabilirsiniz.
Otomotik tarih çevirme klavuzu için buraya tıklayınız.



AY VE GÜN ADLARININ KAYNAKLARI

Gün Adlarının Kaynakları
  1. PAZAR: Farsça "bâzâr" kelimesinden. Bâzâr; alışveriş yeri, yiyecek satış
    yeri. Bu addan anlam değişmesiyle, haftanın günlerinden birinin adı olmuş.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul.)
  2. PAZARTESİ: Farsça "bâzâr" ile Türkçe "ertesi" kelimelerinin birleşmesiyle
    oluşmuş.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul.
  3. SALI: İbranice'den pazartesi ile çarşamba günleri arasındaki gün.
    (Kaynak: Temel Büyük Türkçe Sözlük,Dr.Mehmet Doğan,Bahar Yayınları,1994,İstanbul)
  4. ÇARŞAMBA: Farsça'dan, çehar-şenbe (dördüncü gün).
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul.Kaynak:
    Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,Ankara,1965)
  5. PERŞEMBE: Farsça'dan "penc-şenbih" (beşinci-gün) anlamında.Kelime
    bozularak alınmış.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul. Kaynak: Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,Ankara,1965)
  6. CUMA: Arapça'dan haftanın altıncı günü.
    (Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara); Arapça'dan cem'den, cum'a (toplantı,toplanmadan cuma.)
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)
  7. CUMARTESİ: Arapça cum'a ile Türkçe irte'den cuma-irtesi.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)
 Ay Adlarının Kaynakları 
  1. OCAK: Eski Türkçe'den od(ateş)dan odak/ocak (ateş olan yer ateşlik)
    (Kaynak :Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul)
  2. ŞUBAT: Süryanice'den, şabat/şobat.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul); Süryani dilinden, yılın ikinci ayı, ki yirmi sekiz (artık yıllarda yirmi dokuz) gün
    ( Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara)
  3. MART: Latince'den yılın üçüncü ayı.
    (Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara); Latince'den Mars(savaş tanrısı)tan martius (Mars'la ilgili olan,Mars ayı)(Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)
  4. NİSAN: Süryanice'den, nisanna (kökeni Akad. nisannus)dan
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul); Süryanice'den yılının döndürcü ayı.(Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara)
  5. MAYIS: Latince'den, yılın beşinci ayı.
    (Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara); Latince'den, maius (magnus/büyük, maior/daha büyük, maius)tan mayıs..(Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)
  6. HAZİRAN: Süryanice'den hazaran/hazuran (sıcak, hazıran)dan haziran.
    (Kaynak :Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul); Süryanice'den.(Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK
    Yayınları,1965,Ankara)
  7. TEMMUZ: Sümerce'den dummuzi'den, İbranice'de tammuz (efendi, bey
    anlamında).
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul)
  8. AĞUSTOS: Latince'den augustos (Roma İmparatoru Agustos'un adından) tan
    ağustos.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul); Latince'den, yılın otuz bir gün süren sekizinci
    ayı.(Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara)
  9. EYLÜL: Süryahice'den, aylul (eylül)dan, eylül (üzüm ayı). Hint-Avrupa
    dillerinde "eylül" ayının karşılığı yedi sayısıdır.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul); Yılın dokuzuncu ayı olup, otuz gün sürer.(Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK
    Yayınları,1965,Ankara)
  10. EKİM: Türkçe, tarlaların ekildiği ay.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)
  11. KASIM: Arapça'dan ayıran, bölen, kısımlayan anlamında.
    (Kaynak: Temel Büyük Türkçe Sözlük,Dr.Mehmet Doğan,Bahar Yayınları,1994,İstanbul.)
  12. ARALIK: Türkçe, iki şey arasındaki boşluk.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)

8 Mart 2017 Çarşamba

Vücudu şekerden temizlemenin yolları

Bu konuda yapılan araştırmaların sonuçları tartışılmayacak kadar güçlü. Dünyayı vurmuş olan obezite salgınının ve kronik hastalıkların arkasında şeker var. Kalp hastalıkları, kanser, bunama, Tip-2 diyabet gibi pek çok hastalık dönüp dolaşıp şekerle ilişkilendiriyor. Vücuttaki etkisi açısından işlenmiş beyaz unun da şekerden farkı yok.

ŞEKER KOKAİNDEN 8 KAT DAHA FAZLA BAĞIMLILIK YAPIYOR!
Şeker, kokainden sekiz kat daha bağımlılık yapıcı. Şeker ve una bağımlı olmak psikolojik değil, biyolojik. Hormon ve nörotransmitterlerin şeker alışkanlığı, kontrolsüz bir yeme isteğine sebep oluyor. Amerikalıların yüzde 70’inin obez olmasının sebebi de bu bağımlılıktır. Yapılan bir araştırmada, yüksek şekerli bir milkshake’in, sadece kan şekerini ve insülini arttırıp kişinin daha fazla şeker aşermesine sebep olmakla kalmayıp, aynı zamanda beyinde de büyük değişikliklere sebep olduğu gözlemlendi. 
10 GÜNDE ŞEKERİ VÜCUDUNUZDAN ATIN
Eat Fat Get Thin kitabının yazarı, fonksyonel tıp uzmanı Mark Hyman şekeri vücudunuzdan atmak ve bağımlılıktan kurtulmak için 10 gün yeterli diyor. Şeker detoksu yapan 600 kişi 10 günde tatsız diyet yemekleri yemek zorunda kalmadan ve açlık çekmeden totalde 1800 kilo vermeyi başarmış. 
10 gün boyunca şekeri tamamen hayatınızdan çıkarttığınızda kendinizi çok daha enerjik ve hafif hissedeceksiniz. Bu süreçte kazanacağınız yeni alışkanlıklarla detoks sonrası da daha sağlıklı seçimler yapmanız mümkün. İşte Dr. Hyman’ın şeker detoksu tavsiyeleri:
Yemek yedikten sonra uykunuz geliyor mu? Şeker ve un yemeyi kestiğinizde yoksunluk belirtileri gösteriyor musunuz? İyi hissedebilmek için sürekli daha fazla yiyor musunuz? Şişkinlik, gaz, reflü, hassas bağırsak, eklem ve kas ağrısı, hafıza ve ruh hali problemleri, sinüs ve alerji semptomları yaşıyor musunuz? 
BİRDEN BIRAKIN 
Biyolojik bir bağımlılıktan kurtulmanın tek yolu aniden bırakmaktır. Bağımlılar sadece bir içki, veya bir sigara ile duramazlar. Tamamıyla bırakın. Şekeri, unlu ürünleri, yapay tatlandırıcıları, trans ve hidrojenize yağ ve MSG içeren her şeyi bırakın. 10 gün boyunca, kutuda, pakette, konserve olarak gelen hiçbir şey yemeyin. Tamamen doğal gıdalarla beslenin.
 YÜKSEK KALORİLİ İÇECEKLER TÜKETMEYİN
Sıvı formundaki şeker katı besindekinden daha kötüdür. Sıvı şeker direkt olarak karaciğerinize gider, ve göbek bölgesinde yağlanmaya sebep olur. Tok da hissetmezsiniz, bu yüzden gün boyu daha fazla yemek tüketirsiniz.
 Bir kutu gazlı içecekte yaklaşık 15 çay kaşığı şeker vardır. Her gün bir kutu gazoz içmek, çocukların diyabet olma ihtimalini yüzde 60, kadınlarınkini ise yüzde 80 artırır.
GÜNÜNÜZE PROTEİNLE GÜÇ KATIN
Her öğünde protein tüketmek, kan şekerinizi dengelemenin en iyi yoludur. Gününüze çiftlik yumurtası ile başlayın. Kuruyemiş, balık, yumurta gibi protein açısından zengin gıdaları, her öğüne katmayı deneyin.
YAĞ DEĞİL ŞEKER ŞİŞMANLATIYOR!
Yağ sizi şişmanlatmaz, şeker şişmanlatır. Yağ sizi doyurur, kan şekerinizi dengeler ve hücrelerinize enerji verir. Proteinle birlikte, her öğünde sağlıklı yağlar tüketin. Kuruyemiş, zeytinyağı, Hindistan cevizi yağı, avokado ve omega-3 sağlıklı yağlara örnek olabilir.
 ACİL DURUMLARA KARŞI HAZIRLIKLI OLUN
Kan şekerinizin düştüğü bir anda havaalanı, ofis, veya alışveriş merkezi gibi bir yerde olmak detoksunuzu bozmanıza sebep olabilir. Bunu önlemek için, yanınızda acil durum yemek çantası taşıyın. Sağlıklı yağlar ve proteinle dolduracağınız bu çanta, ani acıkma anlarında detoksa devam edebilmenizi sağlayabilir.
YEMEK YERİNE NEFES!
Stres kortizol gibi hormonlar salgılamamıza sebep olur. Kortizol yükselince karnımız acıkır. Araştırmalara göre derin nefes almak stres seviyenizi düşürerek vücudunuzu yağ depolamak yerine yağ yakmaya teşvik ediyor.
 MİDE YANMASININ ÖNÜNE GEÇİN!
Araştırmalara göre mide yanması kan şekerinin dengesini bozuyor. Mideyi yakan besinlerin arasında şeker, un ve trans yağlar başı çekiyor. Ayrıca alerjik olduğunuz besinler de mide yanmasına sebep olabiliyor. 10 günlüğüne süt ürünlerini ve glüteni bırakmayı deneyin. Bunları bırakmak zor olabilir, ama 2-3 gün tüketmedikten sonra, enerjinizin yerine geldiğini fark edeceksiniz.
İYİ UYUYUN!
Az uyumak karbonhidrat aşermenize sebep olur. Yapılan bir araştırmada, önerilen 8 saatlik uykudan sadece 2 saat az uyuyan üniversite öğrencilerinin açlık hormonlarının arttığı görülüyor. Yeterince uyku alamayınca, vücut daha fazla enerji istiyor, bu yüzden şekere yöneliyor. Uyumak, aşırı yeme alışkanlıklarına karşı en iyi savunma.

27 Şubat 2017 Pazartesi

Süheyl Ünver: ‘Gıda Tarihimizde Öğle Yemeği Yoktur’

Süheyl Ünver: ‘Gıda Tarihimizde Öğle Yemeği Yoktur’

Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in, ‘Salname 1970 Yıllığı’nda yer alan ‘Gıda Tarihimizde Öğle Yemeği Yoktur’ başlıklı yazısını alıntılıyoruz.





İstanbul'da doğduk; büyüdük ve yaşıyoruz. Gözümüzü açtığımızdan beri sabahleyin kahvaltıyı öğrendik. Öğleyin de akşam olduğu gibi yemek yendiğini gördük. Yalnız evin efendisi bulunduğundan en mutena yemeklerin akşama bırakıldığını ve öğleyin mutlaka kurulan sofraya daha hafif yemeklerin konduğunu da hep biliriz.
Eh bütün dünyada da böyle. Bunda şaşacak Bir şey yok. Fakat Anadolu'da dolaşırken görüyoruz ki sabahleyin kuvvetli bir yemek var. Öğleyin yenmiyor. Akşamleyin bilhassa köylerde kâfi aydınlanma olmadığı ve öğle yemeği de yenmediğinden güneş batmadan önce gün aydınlığının son saatine yemek var.
Buna hâlâ birçok yerlerde devam olunuyor.
Bu nereden geliyor? Tarihimizde vakfiyelerden ve İstanbul'daki imaret aşhanelerinden sabahleyin kuşluk vaktinde ve bir de akşamleyin yemek öğrencilere ve vakfın diğer memurlarına veriliyor. Bazı devlet memurları da imaretten yemek alıyor. Ya orada yiyor; veyahut evine götürüyor. Onlara akşam yemeği vermek yok. Lakin öğrenciler ve onlardan verilenlerden kalanın fazlasının verildiği fakirler var.
Selçuklu, beylikler ve Osmanlı vakfiyelerinde de böyle. Pekiyi öğle yemeği nereden çıkıyor?
Bu da 125 sene önce Tanzimat ile bir nevi Avrupaperestlik olarak, esas ana prensipler üzerinde olmayarak sırf bir nevi alafrangalık da maalesef beraber girdiğinden esaslaşıyor.
XVIII. asırda da Garp'da bu var diye de halk kitlesi arasında değil; aristokratlarda veyahut ele geçirdikleri haksız servetlerle öyle geçinmek isteyenlerde ifşa edilmeyen bir Avrupa modası olarak yer aldığını görüyoruz. Lakin bizim kendi malımız olan hafta ve erfane ile gidilen gezintilerinde yemek yine öğleye yaklaşık olmakla beraber tam o değildir. Sofra kurulu durur, önce birlikte yemek yenir. Sonra gezenler, tozanlar, acıkanlar, susayanlar; o hazır sofrada duranlardan gide gele çimlenirler. Fakat esas yine kuşluk yemeğidir. Gezintilerde de bu anane bozulmaz. İmaretler'de yine yemekler iki öğün verilir.
Öğle yemeği ve Tanzimat
Tanzimat’tan beri sanki kafaca yapılacak bir değişiklik kalmamış gibi sırf bu alafrangalığı taammümü büyük şehirlerde ve onların yakınında olup buralarla teması olan köylere zaman zaman sirayet etmiş ve lakin oralarda ve bilhassa başşehir İstanbul'da yine imaret aşhaneleri yakın zamanda kapanıncaya kadar sabah ve akşam usulünden vazgeçmemiş; muhafazakar halk da bu zengin sonradan görmüşlerin alafrangalığına uymamıştır.
Mesela büyükbabam (1829- 1888) devrinin cidden hattatlarından Mehmed Şevki Efendi evinde bu eski anane bozulmamış, kuşluk yemeği kalkmamış; herkes aynı sofrada sabahleyin; akşama kadar acıkmayacak şekilde karnını doyurmuş. Şevki Efendi, bu sofradan ancak birkaç günler durmasından bayatlamış ekmek parçalarını suya banarak yemiş, onun esaslı yemeği akşamlara inhisar etmiştir. Gece hayatı yoktur. Güneş batmadan akşam yemeği yenir. Badehu namaz eda edilir; mum ışığında yatsı beklenir. O da eda edildikten sonra yatılır. Lakin kendisi başta olmak üzere herkes güneş doğmadan kalkar.
Evinde çoluk çocuk günde iki öğün doyarak yer. Zira hayat ele geçen paranın çokluğuna nazaran ucuzdur. Fakat kendisi bir öğün; o da akşamlayın kuvvetlice yer ve istirahata çekilir.
Öğleyin acıktığı tahmin olunmaz. Zira midesinden daha hazım olunacak gıdalar boşalmamıştır. Sabahleyin biraz su ile ekmek; öğleyin pek acıkırsa belki bir şerbet. İşte günlük hayatı. Fakat şu var ki çalışması fasılasız ve yorulmayarak devam etmiştir.
Bittabi ailemize teallük ettiği için verdiğim bu misal tek de değildir. İstanbul'da hemen hemen umumidir. Demek Tanzimat muayyen zümreler haricinde XX. asır başına gelinceye kadar halk ve orta halliler arasında bu eski ananeyi bozamamıştır.
XX. asır başlangıcında iş değişmiş; umumileşmiştir. Ne var ki Garp ve bilhassa Amerika bu garip ve asla sıhhî olmayan ve bilhassa kafa ve vicdaniyle çalışacakları yoran öğle yemeği usulünden feragat yolunu tutmuştur.
İngiliz halkında öğle yemeği yok
Lakin Avrupa'da bilhassa İngiltere'de dünyanın eski usulüne uyarak öğle yemeği halk tabakası arasında yoktur. Onlar da sabahleyin kuvvetli yerler ve akşama kadar yemezler; öğleden sonraki çalışma verimi düşmez.
Bizde böyle mi? Yemek biraz da insanları hasta etmek demekdir. Bilhassa öğleyin çok yemek yiyen insan âtıllaşır, kafası işlemez. Bir nevi yemek hastası olur. Oturduğu yerde uyur. Hele memur ise yediği yemek miktarınca tenbelleşir; iş ve gücünü kaytarır, yani iş verimi azalır. Bu yüzden günde binlerce iş saati heder olur. Öğleden öncesi faaliyet ve işgüzarlık öğleden sonra devam ettirilemez.
Bu öğle yemeği bütün dünya yüzünde yeniden ele alınacak bir sosyal ve ekonomik bir problem olmuştur. Birçok şahıslar bunu kendi üzerlerinde yapmağa muvaffak olmuşlardır. Hele yatılı mekteplerde öğle yemekleri düşünülecek ve acil hal çaresi arayan bir konudur. Öğleyin mükemmel yiyen bir çocuk öğleden sonraki derslerini dikkatle takib edemez. Uyuklamalar ve söylenenler üzerinde düşünememek hep öğleden sonradır. Ve bu cihetle bu derslerden tam ve müspet netice elde edilemez.
Mekteplerimizde bizim orta ve yüksek tahsil devrelerimizde ekmek ve peynirle vakit geçiştirirken fakir talebenin derslerinde ve imtihanlarda muvaffak olma sebeplerinden biri de bu yoksulluklarıdır. Zengin çocuğu ve yatılı okullarda mükemmel öğle yemeği yiyenlerin muvaffakiyetleri daima düşüktür.
Bunu dünya çapında bir mesele olarak bugünkü pek de yerinde yolunda olmayan kıt düşüncelerimizle hal yoluna gitmek zordur. Fakat fertler kendilerini kurtarma yoluna gidebilir; öğle yemeklerini memurlar ve öğrenciler ve öğretmenler kaldırarak yerine hafif bir sandviçle işi geçiştirebilirse cemiyeti bundan değil; amma kendi kafalarını ve sağlıklarını ve iş zamanında kendilerini yemek hastası yapmaktan kurtarmış olurlar.
On asır önce dünyanın en büyük ve çok değerli Müslüman hekimi Buharalı İbn Sina der ki: “Günde bir defa ye; kuvvetli ye; bu sana kâfi gelir; zira bağırsaklarımız uzun olduğundan hazım devresi uzun sürer. Eğer bağırsaklarımız kuşlarınki gibi kısa olsaydı nefes alır gibi yerdik.”
Süheyl Ünver, Salname 1970 Yıllığı, sf 90-94
 
Alıntılayan: Necdet Ömer Özer