24 Mayıs 2016 Salı

Haber:Valimiz Sayın Mustafa TAŞKESEN, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanı Vekili Sayın Mehmet ALTUNTAŞ ile birlikte Tokat Cumhuriyet Başsavcılığını ziyaret etti.

Valimiz Sayın Mustafa TAŞKESEN ile Başbakanlık İnsan Hakları Başkanı Vekili Sayın Mehmet ALTUNTAŞ birlikte Tokat Cumhuriyet Başsavcılığını ziyaret etti.




Ziyaret esnasında Tokat Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Özkan GÜLTEKİN, Valimiz Sayın Mustafa TAŞKESEN ve
Başbakanlık İnsan Hakları Başkanı Vekili Sayın Mehmet ALTUNTAŞ' a Tokat Adliye Binası içerisinde bulunan satış ve
teşhir salonunda, mahkumların el emeği göz nuru ürünleri sergilendiğini, Adliyeye gelenlerin bu ürünleri beğenip
satın aldıklarını, bu sayede mahkumların maddi olarak kazanç elde ettiklerini anlattı.


Tokat Cumhuriyet Başsavcısı Sayın GÜLTEKİN uzun zamandır ayıklama ve imha yapılmayan birim arşivinde
yapmış oldukları çalışmaları anlattıktan sonra arşivde imha ve ayıklama çalışmaları esnasında tasnif edilen Osmanlı
döneminden kalma belgelerin sergilendiği bölümü de ziyaretçilere gezdirerek bilgi verdi ve sonrasında ise Sayın
TAŞKESEN' e ve Sayın ALTUNTAŞ' a Tokat Adliyesi Nezarethanesini gezdirerek, Nezarethanede yapılan tadilatlar
ve iyileştirme çalışmaları hakkında bilgi verdi.




23 Mayıs 2016 Pazartesi

Demokratik Toplum ve Hikmetli Toplum







Ülkemizin demokratik toplum açısından hangi aşamada olduğunu değerlendirebilmek için onu dünya standartlarına sahip toplumlarla karşılaştırmak gerekir. Peki, dünyanın en demokratik toplumu hangi toplumlardır. Ayrıca demokrasinin bulunduğu ülkelerde demokratik toplumların ne kadar insani olduklarını ve az gelişmiş ülkelerde bulunan sömürü sistemlerinin kuruluşuna ön ayak olan ülkelerin toplumlarının ne kadar demokratik olduklarını da sorgulayan bir anlayışa sahip olmalı insan. Türk ve İslam gelenek ve inancına dayanan sahip olduğumuz medeniyetin kodları hikmet ve hakikat anlayışına sahiptir. Demokrasinin hali hazırda en az kötü yönetim olduğunu ve seçeneklerimiz arasında şimdilik en iyisi olduğunu söyleyebiliriz ancak en iyi ve ideal yönetim olduğunu söyleyemeyiz.

Bu çerçevede demokrasinin kavramsallaştığı batılı ülkelerin toplumlarının bilhassa da İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkelerde ve Anglo-Sakson kültürün egemen olduğu ABD ve İngiltere gibi ülkelerde demokratik toplumu oluşturan bireylerin düzeylerine bakıldığında geri olduğumuz söylenebilir. Ancak ülkemiz son 10 yılda en azından 1990’lı yıllara göre demokratik toplum olma yolunda önemli mesafeler alındığını düşünmekteyim. Buna rağmen demokratik toplum seviyemiz dünya ortalamasına göre ileri olabilir ancak Avrupa ve Batı standartlarına göre geridir.
Demokratik toplum açısından geri olmamız başta hikmetli bir toplumu öngören medeniyet köklerinin kurutulmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır. İslam’ın özünde hikmet anlayışı ve ahlaki prensipleri ile neşvü nema bulan Selçuklu ve Osmanlı Toplumunun sahip oldukları insani seviyeyi demokratik toplum kavramıyla izah etmek imkânsızdır. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” anlayışından, “elinden, dilinden, belinden emin olunmak” ve kendin için istediğini kardeşin için de istemek”, kul hakkı korkusuyla başkasına zarar vermek yerine hayrı hasenatı öven bir medeniyet ile bireyci ve kapitalist bir zihniyete sahip ancak hak arama ve toplum içinde birbirlerine karşı davranışları açısından demokratik toplumları karşılaştırmak imkânsızdır. Ancak bu gün ülkemizde elde olan yaşam ve kültürün dejenere olduğunu, hem devlet anlayışı hem de toplum olarak yıllar yılı öz benliğimizden ve medeniyet köklerinden uzaklaştığını söyleyebiliriz. Şimdilik demokratik standartlarını yerleştirmeye çalıştığımız ülkelerin bundan 90 yıl önce sömürmek ve esaret altına almak amacıyla gelen ülkelerin olduğunu unutmayalım. Bu ülkelerin her türlü ahlaksız işgalleri ve sömürü düzenleri halen Ortadoğu’da ve dünyanın pek çok ülkesinde coğrafyasında karmaşalara sebep olmaya devam etmektedir. Kendi ülkesinde kendi vatandaşına insanca muamele eden devletler Afganistan’dan Irak’a ve Libya’ya kadar akan kandan öncelikle Batı ülkelerinin sömürü zihniyeti sorumludur.
Peki demokratik toplum açısından geri olduğumuz ve kendi medeniyet değerlerinden de uzak kaldığımız gerçeği üzerine neler yapılabileceğini düşünelim. Bir kere siyasi kültür ve gündelik yaşamda demokratik olgunluk düzeyimizin geri olması inanç zayıflığı ve değerlerimizin gelecek kuşaklara hakkıyla aktarılmamasından yani eğitim sisteminin bozukluğundan kaynaklanıyor. Şeffaf, hesap verilebilir bir yönetim anlayışı ancak aynı anlayışa sahip bireylerin sivil toplum anlayışıyla örgütlü bir toplum olabilmemizde saklıdır. Bunun için uzlaşı kültürü, hak adalet, eşitlik, insan hakları gibi konularda zayıf iradeye bireyler devletin aynı bireyler karşısında kısıtlayıcı tutumuna da demokratik tepki göstermesi beklenemez.
Bunun için 1839’dan bu yana tepeden inmeci dış baskı üzerine gerçekleştirilen reformları hayata geçirmek için atılan adımları küçümsemiyoruz ancak bunlar kendi insanımız için atılan adımlar olmalıydı olmalıdır. Temel hak ve özgürlüklere önem vermeli, bu açılımlar bir Avrupa standardı gereği yapılmamalıdır. Sivil toplum kuruluşları aracılığıyla örgütlenmeli ahilik anlayışı ile kardeşlik ruhunu diriltmeli, tüm dünya insanlığına örnek olabilmeliyiz.
Volkan Serdar HEKİMHAN
24.12.2014

Kutlu peygamberin doğumu vesilesiyle…


 




Kutlu peygamberin doğumu vesilesiyle…

İnsanlığın muhtaç olduğu öncelikli hedefin; barış, kardeşlik, eşitlik ve özgürlük kavramlarının azami derecede paylaşılabildiği ve yaşanabildiği bir dünya kurmak olduğunu düşünürüz hep. Ancak tüm bu üstün değerlerin asırlar öncesinde kutlu insan Hz. Muhammed (AS) tarafından insanlık âlemine hediye edildiği ve yaşandığını da unutmuştur şu zamane insanlığı.

Hz. Peygamber’i bütün yönleriyle daha iyi tanımayı, anlayıp anlatmayı, güzel ahlakını hayatımıza taşımayı, toplumda peygamber sevgisini yaymayı, birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi, saygı ve yardımlaşma duygusunu güçlendirmek amacıyla 1989 yılından bu yana her yıl 1994 yılından itibaren de 20 Nisan gününde Kutlu doğum haftası etkinlikleri yapılmaya başlanmıştır. Geçen seneki Kutlu Doğum Haftası konusu “Birlik ve Beraberlik, Kardeşlik ve Dostluk” gibi konulardı. Bu yıl da “Aile ve Çocuk” konusu üzerinde durulmaktadır.

Okurlarımızla paylaşacağım bu ilk yazımı bu konuya ayırmam benim için bir onur oldu. Bundan sonraki yazılarımızda Uluslararası insan hakları sorunları ve ülkemizde insan hakları konularıyla ilgili gelişmelere değinmeyi, toplumda hak ve özgürlükler konusunda bilinçlenmeye bir nebze de olsa katkıda bulunmayı, hak arama mücadelesine karınca kararınca katkıda bulunmaya çalışacağım. Düşüncelerimi sizlerle paylaşırken araştırdığım konuları sizlere aktarırken ben de belki yeni şeyler öğreneceğim.

İnsan Hakları Kavramı

İnsan Haklarını, kısaca ötekinin hakları olarak tanımlayabiliriz. Öteki dediğimiz bir başka insan, kardeşimiz, annemiz, babamız, komşumuz, mahallelimiz, hemşerimiz, vatandaşımız, yani tüm insanlar. Aslında bu saydıklarımız aynı zamanda biziz. İnsan hakları herkesin doğmakla kazandığı ve kimseye devredemeyeceği vazgeçemeyeceği anasının sütü gibi helal olan Yüce yaratıcımızın da bizlere bahsettiği, yani doğal olarak sahip olduğumuz hak ve özgürlüklerimizdir. Yaşam hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, kötü muamele görmeme, ayrımcılık yasağı, eğitim hakkı, vs. haklarımız vardır.

Ötekileştirme

Ötekileştirme aslında bencilliğin, egoizmin, kendini beğenmişliğin, vurdumduymazlığın diğer adıdır. Sokak çocukları, engelliler, kadınlar, yabancılar, mülteciler biz değilsek onları kendimizden başka ikinci sınıf olarak görüyorsak ötekileştiriyoruz demektir. Onların dertleriyle dertlenmiyorsak benin ötesinde ötekinin de durumunu anlamaya çalışmıyorsak insanları ötekileştiriyoruz demektir. Ötekileştirme ise insan hakları ihlalinin ilk basamağıdır. Zaten ben değil ötekidir diyerek yapılan ihlalleri içselleştirebiliyoruz. Öteki aslında biziz dolayısıyla hepimiz her an öteki olabiliriz. Hangi birimiz saniyelerle sınırlı bir zaman içinde özürlü kalmayacağımızı ve tekerlekli sandalyeye mahkûm olmayacağımızı garanti edebilir. Ama başımıza gelene kadar engellinin halinden anlamak gerçekten zor geliyor bize. Hatta onların bir insan olarak ne duygular yaşadığını hissetmiyoruz bile.

Kutlu peygamber Hz. Muhammed “Komşusu açken yatan bizden değildir” ve “Bir diğer kardeşini sevmeyen bizden değildir” diyerek “Müslüman Müslümancın aynasıdır” sözleriyle ötekinin aslında biz olmak zorunda olduğunu belirtir. Ezilenlerin, fakirlerin yanındadır hep. Mekkeli ileri gelenlerin “ya Muhammed tamam biz de sana inanalım ama şu yanındaki ikinci sınıf Afrikalı ve köleler de ne oluyor? Onları yanından uzaklaştır, biz de sana inanalım” diyenlere yüz vermiyor ve ayrımcılığa pirim vermiyordu. Bilal-i Habeşi, Selman-ı Farisi, Ebu Zer-i Gıfari onun en yakın arkadaşlarıydı. Hiçbir zaman seçkinci olmadı, haksızlık olduğunda kim olursa olsun zalimin karşısında oldu.

Hilful Fudul / Erdemliler Anlaşması

Hz. Peygamberin daha peygamberlik gelmeden önce El-Emin yani güvenilir insan sıfatına sahip olduğu günlerde haktan yana zalime karşı olan erdemli insanların bulunduğu bir cemiyete üye olması ise hiç şaşırtıcı gelmesin. O zamanki adı Hılful Fudul olan yani Erdemliler Cemiyeti/Anlaşması; fazilet sahiplerinin yemini, eşrafın yemini, ustun olanların sözleşmesi demektir. Bazı Kureyş ileri gelenlerinin, Mekke’de haksızlığa uğrayan insanlara yardım etmek amacıyla yaptıkları, Hz. Muhammed (SAS)’in de katıldığı antlaşma demektir.[1] Hz. Peygamber'in daha peygamber olmadan önce içinde bulunduğu ve övdüğü bir yemindir. Daha sonra arkadaşları sorduğunda, kızıl tüylü deve sürüsünden bile daha kıymetli olduğunu ve çağırılması durumunda yine icabet edeceğini söyler.

Bugün 10 Aralık 1948’de BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilan edilmesinden bu yana 68 yıl geçmiş. Dünyada hala insan hakları ihlalleri yaşanıyor ve hala insanlar birbirine zulmediyor. Ortadoğu’da, Afrika’da ve pek çok yerde acımasız haksızlıklar oluyor. Ebu Gureyb’de, Guantanamo’da yaşananları insanlar film izler gibi seyretti eli kolu bağlı.

Ötekine yapılanları reva gördükçe sıra bizlere gelebileceğini geç anladık. Ne zaman bize bir haksızlığın ucu dokunsa “Nerede bu Devlet nerede bu millet?” diye feryat figan ettik. Yoksa sustuk ve ötekine yapılan zulme baktık durdu k. Ta ki bize ucu dokunana kadar.

Ama Kutlu Peygamber öyle yapmadı. Daha genç yaşında Erdemliler Cemiyetinde yeraldı. Zulüm kimden gelirse gelsin karşı çıktı ve hakkı teslim etti. Ayrımcılık yapmadı, ezilenden, dışlanandan yana oldu.

Çağdaş Dünya! Peygamberin getirdiği şefkate daha fazla muhtaç değil misin bu gün?

Mehmet ALTUNTAŞ