Kutlu peygamberin doğumu vesilesiyle…
İnsanlığın muhtaç olduğu öncelikli hedefin; barış, kardeşlik, eşitlik ve özgürlük kavramlarının azami derecede paylaşılabildiği ve yaşanabildiği bir dünya kurmak olduğunu düşünürüz hep. Ancak tüm bu üstün değerlerin asırlar öncesinde kutlu insan Hz. Muhammed (AS) tarafından insanlık âlemine hediye edildiği ve yaşandığını da unutmuştur şu zamane insanlığı.
Hz. Peygamber’i bütün yönleriyle daha iyi tanımayı, anlayıp anlatmayı, güzel ahlakını hayatımıza taşımayı, toplumda peygamber sevgisini yaymayı, birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi, saygı ve yardımlaşma duygusunu güçlendirmek amacıyla 1989 yılından bu yana her yıl 1994 yılından itibaren de 20 Nisan gününde Kutlu doğum haftası etkinlikleri yapılmaya başlanmıştır. Geçen seneki Kutlu Doğum Haftası konusu “Birlik ve Beraberlik, Kardeşlik ve Dostluk” gibi konulardı. Bu yıl da “Aile ve Çocuk” konusu üzerinde durulmaktadır.
Okurlarımızla paylaşacağım bu ilk yazımı bu konuya ayırmam benim için bir onur oldu. Bundan sonraki yazılarımızda Uluslararası insan hakları sorunları ve ülkemizde insan hakları konularıyla ilgili gelişmelere değinmeyi, toplumda hak ve özgürlükler konusunda bilinçlenmeye bir nebze de olsa katkıda bulunmayı, hak arama mücadelesine karınca kararınca katkıda bulunmaya çalışacağım. Düşüncelerimi sizlerle paylaşırken araştırdığım konuları sizlere aktarırken ben de belki yeni şeyler öğreneceğim.
İnsan Hakları Kavramı
İnsan Haklarını, kısaca ötekinin hakları olarak tanımlayabiliriz. Öteki dediğimiz bir başka insan, kardeşimiz, annemiz, babamız, komşumuz, mahallelimiz, hemşerimiz, vatandaşımız, yani tüm insanlar. Aslında bu saydıklarımız aynı zamanda biziz. İnsan hakları herkesin doğmakla kazandığı ve kimseye devredemeyeceği vazgeçemeyeceği anasının sütü gibi helal olan Yüce yaratıcımızın da bizlere bahsettiği, yani doğal olarak sahip olduğumuz hak ve özgürlüklerimizdir. Yaşam hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, kötü muamele görmeme, ayrımcılık yasağı, eğitim hakkı, vs. haklarımız vardır.
Ötekileştirme
Ötekileştirme aslında bencilliğin, egoizmin, kendini beğenmişliğin, vurdumduymazlığın diğer adıdır. Sokak çocukları, engelliler, kadınlar, yabancılar, mülteciler biz değilsek onları kendimizden başka ikinci sınıf olarak görüyorsak ötekileştiriyoruz demektir. Onların dertleriyle dertlenmiyorsak benin ötesinde ötekinin de durumunu anlamaya çalışmıyorsak insanları ötekileştiriyoruz demektir. Ötekileştirme ise insan hakları ihlalinin ilk basamağıdır. Zaten ben değil ötekidir diyerek yapılan ihlalleri içselleştirebiliyoruz. Öteki aslında biziz dolayısıyla hepimiz her an öteki olabiliriz. Hangi birimiz saniyelerle sınırlı bir zaman içinde özürlü kalmayacağımızı ve tekerlekli sandalyeye mahkûm olmayacağımızı garanti edebilir. Ama başımıza gelene kadar engellinin halinden anlamak gerçekten zor geliyor bize. Hatta onların bir insan olarak ne duygular yaşadığını hissetmiyoruz bile.
Kutlu peygamber Hz. Muhammed “Komşusu açken yatan bizden değildir” ve “Bir diğer kardeşini sevmeyen bizden değildir” diyerek “Müslüman Müslümancın aynasıdır” sözleriyle ötekinin aslında biz olmak zorunda olduğunu belirtir. Ezilenlerin, fakirlerin yanındadır hep. Mekkeli ileri gelenlerin “ya Muhammed tamam biz de sana inanalım ama şu yanındaki ikinci sınıf Afrikalı ve köleler de ne oluyor? Onları yanından uzaklaştır, biz de sana inanalım” diyenlere yüz vermiyor ve ayrımcılığa pirim vermiyordu. Bilal-i Habeşi, Selman-ı Farisi, Ebu Zer-i Gıfari onun en yakın arkadaşlarıydı. Hiçbir zaman seçkinci olmadı, haksızlık olduğunda kim olursa olsun zalimin karşısında oldu.
Hilful Fudul / Erdemliler Anlaşması
Hz. Peygamberin daha peygamberlik gelmeden önce El-Emin yani güvenilir insan sıfatına sahip olduğu günlerde haktan yana zalime karşı olan erdemli insanların bulunduğu bir cemiyete üye olması ise hiç şaşırtıcı gelmesin. O zamanki adı Hılful Fudul olan yani Erdemliler Cemiyeti/Anlaşması; fazilet sahiplerinin yemini, eşrafın yemini, ustun olanların sözleşmesi demektir. Bazı Kureyş ileri gelenlerinin, Mekke’de haksızlığa uğrayan insanlara yardım etmek amacıyla yaptıkları, Hz. Muhammed (SAS)’in de katıldığı antlaşma demektir.[1] Hz. Peygamber'in daha peygamber olmadan önce içinde bulunduğu ve övdüğü bir yemindir. Daha sonra arkadaşları sorduğunda, kızıl tüylü deve sürüsünden bile daha kıymetli olduğunu ve çağırılması durumunda yine icabet edeceğini söyler.
Bugün 10 Aralık 1948’de BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilan edilmesinden bu yana 68 yıl geçmiş. Dünyada hala insan hakları ihlalleri yaşanıyor ve hala insanlar birbirine zulmediyor. Ortadoğu’da, Afrika’da ve pek çok yerde acımasız haksızlıklar oluyor. Ebu Gureyb’de, Guantanamo’da yaşananları insanlar film izler gibi seyretti eli kolu bağlı.
Ötekine yapılanları reva gördükçe sıra bizlere gelebileceğini geç anladık. Ne zaman bize bir haksızlığın ucu dokunsa “Nerede bu Devlet nerede bu millet?” diye feryat figan ettik. Yoksa sustuk ve ötekine yapılan zulme baktık durdu k. Ta ki bize ucu dokunana kadar.
Ama Kutlu Peygamber öyle yapmadı. Daha genç yaşında Erdemliler Cemiyetinde yeraldı. Zulüm kimden gelirse gelsin karşı çıktı ve hakkı teslim etti. Ayrımcılık yapmadı, ezilenden, dışlanandan yana oldu.
Çağdaş Dünya! Peygamberin getirdiği şefkate daha fazla muhtaç değil misin bu gün?
Mehmet ALTUNTAŞ
İnsanlığın muhtaç olduğu öncelikli hedefin; barış, kardeşlik, eşitlik ve özgürlük kavramlarının azami derecede paylaşılabildiği ve yaşanabildiği bir dünya kurmak olduğunu düşünürüz hep. Ancak tüm bu üstün değerlerin asırlar öncesinde kutlu insan Hz. Muhammed (AS) tarafından insanlık âlemine hediye edildiği ve yaşandığını da unutmuştur şu zamane insanlığı.
Hz. Peygamber’i bütün yönleriyle daha iyi tanımayı, anlayıp anlatmayı, güzel ahlakını hayatımıza taşımayı, toplumda peygamber sevgisini yaymayı, birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi, saygı ve yardımlaşma duygusunu güçlendirmek amacıyla 1989 yılından bu yana her yıl 1994 yılından itibaren de 20 Nisan gününde Kutlu doğum haftası etkinlikleri yapılmaya başlanmıştır. Geçen seneki Kutlu Doğum Haftası konusu “Birlik ve Beraberlik, Kardeşlik ve Dostluk” gibi konulardı. Bu yıl da “Aile ve Çocuk” konusu üzerinde durulmaktadır.
Okurlarımızla paylaşacağım bu ilk yazımı bu konuya ayırmam benim için bir onur oldu. Bundan sonraki yazılarımızda Uluslararası insan hakları sorunları ve ülkemizde insan hakları konularıyla ilgili gelişmelere değinmeyi, toplumda hak ve özgürlükler konusunda bilinçlenmeye bir nebze de olsa katkıda bulunmayı, hak arama mücadelesine karınca kararınca katkıda bulunmaya çalışacağım. Düşüncelerimi sizlerle paylaşırken araştırdığım konuları sizlere aktarırken ben de belki yeni şeyler öğreneceğim.
İnsan Hakları Kavramı
İnsan Haklarını, kısaca ötekinin hakları olarak tanımlayabiliriz. Öteki dediğimiz bir başka insan, kardeşimiz, annemiz, babamız, komşumuz, mahallelimiz, hemşerimiz, vatandaşımız, yani tüm insanlar. Aslında bu saydıklarımız aynı zamanda biziz. İnsan hakları herkesin doğmakla kazandığı ve kimseye devredemeyeceği vazgeçemeyeceği anasının sütü gibi helal olan Yüce yaratıcımızın da bizlere bahsettiği, yani doğal olarak sahip olduğumuz hak ve özgürlüklerimizdir. Yaşam hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, kötü muamele görmeme, ayrımcılık yasağı, eğitim hakkı, vs. haklarımız vardır.
Ötekileştirme
Ötekileştirme aslında bencilliğin, egoizmin, kendini beğenmişliğin, vurdumduymazlığın diğer adıdır. Sokak çocukları, engelliler, kadınlar, yabancılar, mülteciler biz değilsek onları kendimizden başka ikinci sınıf olarak görüyorsak ötekileştiriyoruz demektir. Onların dertleriyle dertlenmiyorsak benin ötesinde ötekinin de durumunu anlamaya çalışmıyorsak insanları ötekileştiriyoruz demektir. Ötekileştirme ise insan hakları ihlalinin ilk basamağıdır. Zaten ben değil ötekidir diyerek yapılan ihlalleri içselleştirebiliyoruz. Öteki aslında biziz dolayısıyla hepimiz her an öteki olabiliriz. Hangi birimiz saniyelerle sınırlı bir zaman içinde özürlü kalmayacağımızı ve tekerlekli sandalyeye mahkûm olmayacağımızı garanti edebilir. Ama başımıza gelene kadar engellinin halinden anlamak gerçekten zor geliyor bize. Hatta onların bir insan olarak ne duygular yaşadığını hissetmiyoruz bile.
Kutlu peygamber Hz. Muhammed “Komşusu açken yatan bizden değildir” ve “Bir diğer kardeşini sevmeyen bizden değildir” diyerek “Müslüman Müslümancın aynasıdır” sözleriyle ötekinin aslında biz olmak zorunda olduğunu belirtir. Ezilenlerin, fakirlerin yanındadır hep. Mekkeli ileri gelenlerin “ya Muhammed tamam biz de sana inanalım ama şu yanındaki ikinci sınıf Afrikalı ve köleler de ne oluyor? Onları yanından uzaklaştır, biz de sana inanalım” diyenlere yüz vermiyor ve ayrımcılığa pirim vermiyordu. Bilal-i Habeşi, Selman-ı Farisi, Ebu Zer-i Gıfari onun en yakın arkadaşlarıydı. Hiçbir zaman seçkinci olmadı, haksızlık olduğunda kim olursa olsun zalimin karşısında oldu.
Hilful Fudul / Erdemliler Anlaşması
Hz. Peygamberin daha peygamberlik gelmeden önce El-Emin yani güvenilir insan sıfatına sahip olduğu günlerde haktan yana zalime karşı olan erdemli insanların bulunduğu bir cemiyete üye olması ise hiç şaşırtıcı gelmesin. O zamanki adı Hılful Fudul olan yani Erdemliler Cemiyeti/Anlaşması; fazilet sahiplerinin yemini, eşrafın yemini, ustun olanların sözleşmesi demektir. Bazı Kureyş ileri gelenlerinin, Mekke’de haksızlığa uğrayan insanlara yardım etmek amacıyla yaptıkları, Hz. Muhammed (SAS)’in de katıldığı antlaşma demektir.[1] Hz. Peygamber'in daha peygamber olmadan önce içinde bulunduğu ve övdüğü bir yemindir. Daha sonra arkadaşları sorduğunda, kızıl tüylü deve sürüsünden bile daha kıymetli olduğunu ve çağırılması durumunda yine icabet edeceğini söyler.
Bugün 10 Aralık 1948’de BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilan edilmesinden bu yana 68 yıl geçmiş. Dünyada hala insan hakları ihlalleri yaşanıyor ve hala insanlar birbirine zulmediyor. Ortadoğu’da, Afrika’da ve pek çok yerde acımasız haksızlıklar oluyor. Ebu Gureyb’de, Guantanamo’da yaşananları insanlar film izler gibi seyretti eli kolu bağlı.
Ötekine yapılanları reva gördükçe sıra bizlere gelebileceğini geç anladık. Ne zaman bize bir haksızlığın ucu dokunsa “Nerede bu Devlet nerede bu millet?” diye feryat figan ettik. Yoksa sustuk ve ötekine yapılan zulme baktık durdu k. Ta ki bize ucu dokunana kadar.
Ama Kutlu Peygamber öyle yapmadı. Daha genç yaşında Erdemliler Cemiyetinde yeraldı. Zulüm kimden gelirse gelsin karşı çıktı ve hakkı teslim etti. Ayrımcılık yapmadı, ezilenden, dışlanandan yana oldu.
Çağdaş Dünya! Peygamberin getirdiği şefkate daha fazla muhtaç değil misin bu gün?
Mehmet ALTUNTAŞ

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder