Ülkemizin demokratik toplum açısından hangi aşamada olduğunu değerlendirebilmek için onu dünya standartlarına sahip toplumlarla karşılaştırmak gerekir. Peki, dünyanın en demokratik toplumu hangi toplumlardır. Ayrıca demokrasinin bulunduğu ülkelerde demokratik toplumların ne kadar insani olduklarını ve az gelişmiş ülkelerde bulunan sömürü sistemlerinin kuruluşuna ön ayak olan ülkelerin toplumlarının ne kadar demokratik olduklarını da sorgulayan bir anlayışa sahip olmalı insan. Türk ve İslam gelenek ve inancına dayanan sahip olduğumuz medeniyetin kodları hikmet ve hakikat anlayışına sahiptir. Demokrasinin hali hazırda en az kötü yönetim olduğunu ve seçeneklerimiz arasında şimdilik en iyisi olduğunu söyleyebiliriz ancak en iyi ve ideal yönetim olduğunu söyleyemeyiz.
Bu çerçevede demokrasinin kavramsallaştığı batılı ülkelerin
toplumlarının bilhassa da İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkelerde ve
Anglo-Sakson kültürün egemen olduğu ABD ve İngiltere gibi ülkelerde demokratik
toplumu oluşturan bireylerin düzeylerine bakıldığında geri olduğumuz
söylenebilir. Ancak ülkemiz son 10 yılda en azından 1990’lı yıllara göre
demokratik toplum olma yolunda önemli mesafeler alındığını düşünmekteyim. Buna
rağmen demokratik toplum seviyemiz dünya ortalamasına göre ileri olabilir ancak
Avrupa ve Batı standartlarına göre geridir.
Demokratik toplum açısından geri olmamız başta hikmetli bir toplumu
öngören medeniyet köklerinin kurutulmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır.
İslam’ın özünde hikmet anlayışı ve ahlaki prensipleri ile neşvü nema bulan
Selçuklu ve Osmanlı Toplumunun sahip oldukları insani seviyeyi demokratik
toplum kavramıyla izah etmek imkânsızdır. “Komşusu açken tok yatan bizden
değildir” anlayışından, “elinden, dilinden, belinden emin olunmak” ve kendin
için istediğini kardeşin için de istemek”, kul hakkı korkusuyla başkasına zarar
vermek yerine hayrı hasenatı öven bir medeniyet ile bireyci ve kapitalist bir
zihniyete sahip ancak hak arama ve toplum içinde birbirlerine karşı
davranışları açısından demokratik toplumları karşılaştırmak imkânsızdır. Ancak
bu gün ülkemizde elde olan yaşam ve kültürün dejenere olduğunu, hem devlet
anlayışı hem de toplum olarak yıllar yılı öz benliğimizden ve medeniyet
köklerinden uzaklaştığını söyleyebiliriz. Şimdilik demokratik standartlarını
yerleştirmeye çalıştığımız ülkelerin bundan 90 yıl önce sömürmek ve esaret
altına almak amacıyla gelen ülkelerin olduğunu unutmayalım. Bu ülkelerin her
türlü ahlaksız işgalleri ve sömürü düzenleri halen Ortadoğu’da ve dünyanın pek
çok ülkesinde coğrafyasında karmaşalara sebep olmaya devam etmektedir. Kendi
ülkesinde kendi vatandaşına insanca muamele eden devletler Afganistan’dan Irak’a
ve Libya’ya kadar akan kandan öncelikle Batı ülkelerinin sömürü zihniyeti sorumludur.
Peki demokratik toplum açısından geri olduğumuz ve kendi medeniyet
değerlerinden de uzak kaldığımız gerçeği üzerine neler yapılabileceğini
düşünelim. Bir kere siyasi kültür ve gündelik yaşamda demokratik olgunluk
düzeyimizin geri olması inanç zayıflığı ve değerlerimizin gelecek kuşaklara
hakkıyla aktarılmamasından yani eğitim sisteminin bozukluğundan kaynaklanıyor.
Şeffaf, hesap verilebilir bir yönetim anlayışı ancak aynı anlayışa sahip bireylerin
sivil toplum anlayışıyla örgütlü bir toplum olabilmemizde saklıdır. Bunun için
uzlaşı kültürü, hak adalet, eşitlik, insan hakları gibi konularda zayıf iradeye
bireyler devletin aynı bireyler karşısında kısıtlayıcı tutumuna da demokratik
tepki göstermesi beklenemez.
Bunun için 1839’dan bu yana tepeden inmeci dış baskı üzerine gerçekleştirilen
reformları hayata geçirmek için atılan adımları küçümsemiyoruz ancak bunlar kendi insanımız için atılan adımlar olmalıydı olmalıdır. Temel hak ve
özgürlüklere önem vermeli, bu açılımlar bir Avrupa standardı gereği
yapılmamalıdır. Sivil toplum kuruluşları aracılığıyla örgütlenmeli ahilik
anlayışı ile kardeşlik ruhunu diriltmeli, tüm dünya insanlığına örnek
olabilmeliyiz.
Volkan Serdar HEKİMHAN
24.12.2014

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder